💙📓 “Eğer ameliyat başarısız olursa ve kalbim durursa, yatağın altında mavi defterimi bul ve onu oku,” dedi babam son görüşmemizde. O zaman bunun baba ve kız olarak birlikte çekildiğimiz son fotoğraf olduğunu henüz bilmiyordum…

1. Bölüm
Annem öldüğünde on yaşındaydım.
O gün neredeyse hiçbir şey anlamıyordum.
Sadece hastaneyi, uzun koridoru ve babamın elini ne kadar sıkı tuttuğumu hatırlıyorum.
Annemin ölümünden sonra yalnızca ikimiz kaldık.
Babam hiçbir zaman kendimi yalnız hissetmeme izin vermedi.
Bana kahvaltı hazırlar, beni okula götürür, ödevlerimde yardımcı olur ve çocukça sorunlarımı dinlemek için her zaman zaman bulurdu.
Korktuğumda bana şöyle derdi:
— Ben yanındayım.
Ve bu iki kelime benim için her zaman yeterliydi.
Birbirimize çok bağlandık.
Yıllar geçti.
Büyüdüm, üniversiteden mezun oldum ve çalışmaya başladım.
Kendi hayatım vardı ama babam benim için hâlâ en yakın insandı.
Neredeyse her gün telefonda konuşurduk.
Bazen saatlerce sohbet edebilirdik.
Ona kesinlikle her şeyi anlatabileceğimi biliyordum.
Ama yaklaşık bir yıl önce çok çabuk yorulmaya başladı.
Başlangıçta buna fazla önem vermedik.
Ancak yapılan bir muayene, kalbiyle ilgili ciddi sorunları olduğunu gösterdi.
Doktorlar ilaç tedavisi başlattı.
Bir süre ilaçlar işe yaradı.
Fakat daha sonra durumu yeniden kötüleşti.
Sonunda doktorlar ameliyat olması gerektiğini söyledi.
Risk çok yüksekti.
Ameliyattan önce doktor durumu bana açıkça anlattı.
— Başarılı bir sonuç alma ihtimali çok düşük.
Bunu düşünmek bile istemiyordum.
— Ne kadar düşük?
Doktor bir süre sessiz kaldı.
— Yaklaşık yüzde on.
Sanki ayaklarımın altındaki zemin kaybolmuştu.
Babamın yüzüne baktım ve korkumu ona belli etmemeye çalıştım.
O ise gülümsüyordu.
— Her şey yoluna girecek.
— Buna gerçekten inanıyor musun?
— Elbette.
Ama gözlerinden onun da korktuğunu anlayabiliyordum.
Ameliyat günü geldi.
Onu ameliyathaneye götürmeden önce uzun süre birlikte oturduk.
Elini tuttum.
Her saniyeyi hafızama kazımak istiyordum.
Sesini.
Gülümsemesini.
Bana bakışını.
Bir hemşireden birlikte fotoğrafımızı çekmesini istedik.
Bu, birlikte çekildiğimiz son fotoğraf oldu.
Ameliyathanenin kapıları kapanmadan hemen önce babam birden bana seslendi.
— Buraya gel.
Ona doğru eğildim.
Gözlerimin içine baktı.
— Eğer ameliyat başarısız olursa ve kalbim durursa, yatağın altında mavi defterimi bul ve onu oku.
Gülümsemeye çalıştım.
— Böyle şeyler söyleme.
— Sadece bana söz ver.
— Söz veriyorum.
— Ve mutlaka sonuna kadar oku.
Başımı salladım.
— Tamam.
Elimi sıktı.
— Seni seviyorum kızım.
— Ben de seni seviyorum.
Birbirimize söylediğimiz son sözler bunlardı.
Ameliyat birkaç saat sürdü.
Koridorda oturup kapıya bakıyordum.
Her dakika sonsuzluk gibi geliyordu.
Sonra doktor dışarı çıktı.
Yüzünü gördüğüm anda her şeyi anladım.
Başını iki yana salladı.
Ameliyat başarısız olmuştu.
Babam artık yoktu.
Sonraki günlerin nasıl geçtiğini hatırlamıyorum.
Cenaze.
İnsanlar.
Başsağlığı dilekleri.
Siyah kıyafetler.
Çiçekler.
Sonra eve döndüm.
Onun evine.
Gözlüklerinin hâlâ durduğu aynı odaya.
Masanın üzerinde bir fincan vardı.
Rafın üzerinde ise ameliyattan önce okuduğu kitap duruyordu.
Yatağın kenarına oturdum ve birden onun son sözlerini hatırladım.
“Mavi defterimi yatağın altında bul.”
Yere diz çöktüm.
Yatağın altına baktım.
Gerçekten de orada küçük, mavi bir defter vardı.
Onu elime aldım.
Birkaç saniye sadece elimde tuttum.
Sonra ilk sayfasını açtım.
Daha ilk satırları okuduğumda içimi bir ürperti kapladı.
Yazılanları bir kez daha okudum.
Sonra bir kez daha.
Ve dehşet içinde donup kaldım.
Çünkü o defterde yazılanlar, hayatım boyunca “babam” dediğim adam hakkında bildiğimi sandığım her şeyi sorgulamama neden oldu.

2. Bölüm
Yerde oturuyordum ve gözlerimi sayfalardan ayıramıyordum.
Babam deftere anılarını yazmıştı.
Benimle ilgili.
Annemle ilgili.
Ailemizle ilgili.
Ama ilk itirafı beni olduğum yerde dondurdu.
Hayatım boyunca baba dediğim adamın aslında biyolojik babam olmadığını öğrendim.
O benim üvey babamdı.
Annemle tanıştığında henüz üç yaşındaydım.
Benim öz kızı olmadığımı biliyordu.
Ama bu onun için hiçbir zaman önemli olmadı.
Annemi sevdi.
Sonra beni de sevdi.
Deftere, ilk günden itibaren benim için gerçek bir baba olmak istediğini yazmıştı.
Annem öldüğünde çekip gidebilirdi.
Hiç kimse onu kalmaya zorlamıyordu.
Genç bir adamdı ve yeni bir aile kurabilirdi.
Ama bunu yapmadı.
Bir daha evlenmedi.
Beni akrabalarıma bırakmadı.
Hayatını bana adadı.
Beni okula götürdü.
Hastalandığımda yanımda oturdu.
Derslerden sonra beni bekledi.
Sınavlara hazırlanmama yardım etti.
İlk başarılarımla gurur duydu.
Başarısızlıklarım için endişelendi.
Ve bütün bu yıllar boyunca bana bir kez bile:
«Sen benim öz kızım değilsin.»
demedi.
Son sayfalara şunları yazmıştı:
«Bir gün gerçeği öğreneceğini biliyorum.
Ve beni kandırdığımı düşüneceğinden korkuyorum.
Ama seni hiçbir zaman yabancı olarak görmedim.
Benim için, seni ilk kez kucağıma aldığım günden beri kızım oldun.
Aynı kanı taşımamız gerekmiyordu.
Seni sevmem benim için yeterliydi.»
Artık okuyamıyordum.
Gözyaşlarım durmadan akıyordu.
Defteri göğsüme bastırıp, cenazesinden sonra bile ağlamadığım kadar çok ağladım.
Şimdi ameliyattan önce neden bu kadar endişelendiğini anlıyordum.
O ölümden korkmuyordu.
Bir gün gerçeği öğrenip bütün bu yıllar boyunca benim için yabancı bir insan olduğuna karar vermemden korkuyordu.
Ama yanılıyordu.
Çünkü akrabalık sadece kan bağıyla belirlenmez.
Baba, yalnızca biyolojik ebeveynin olan kişi değildir.
Baba, yanında kalan kişidir.
Seni büyüten kişidir.
Seni koruyan kişidir.
Seni seven kişidir.
Her gün seni seçen kişidir.
Defteri tekrar açtım.
Son sayfada yalnızca tek bir cümle vardı:
«Eğer bunu benim ölümümden sonra okuyorsan, lütfen bana asla üvey baban deme. Bütün hayatım boyunca senin babandım. Ve her şeyden çok bunu bilmeni istedim.»
Defteri kapattım ve uzun süre sessizce oturdum.
Sonra, onun ölümünden sonra ilk kez gözyaşlarımın arasından gülümsedim.
Çünkü şunu anlamıştım:
Kan bağım olmayan bir babayı kaybetmiştim.

Ama hayatım boyunca babam olmuş insanı asla kaybetmeyecektim.






